Patrona mektuplar: Şirketinizdeki en zor işleri kime veriyorsunuz?

Üretim sektöründe, çelik döküm ve işleme yapan bir aile şirketi.
Patron bizi Linkedin’den takip ediyormuş.
İşe sıfırdan başlamış, 72 yaşında, 350 kişinin çalıştığı bir üretim tesisi var. Dünyanın dört bir yanından büyük şirketlerin çelik döküm ve işlemeyle ilgili siparişlerini karşılıyorlar. İki oğlu, bir kızı, iki gelini, bir damadı, beş tane de torunu var.
Büyük bir başarı hikayesi.
Patron tam bir işkolik, 10 yıl önce by-pass geçirmiş, şimdi eskiye göre daha az çalışıyor.
Kızı, yönetim kurulu üyesi aynı zamanda şirketin mali ve idari işler bölümünün yöneticisi. Büyük oğlu, yönetim kurulu üyesi, şirketin satış işlerinin sorumlusu. Küçük oğlu, yönetim kurulu üyesi, şirketin üretim işlerinin sorumlusu. Damat, yönetim kurulu üyesi değil, bilgi teknolojileri biriminde çalışıyor. Büyük gelin ev hanımı. Küçük gelinin kendi işi var. Torunlar henüz küçük, okula gidiyorlar.
Patron “Kurumsallaşma, aile anayasası, veliaht yetiştirme konusunda sizinle çalışma yapabilir miyiz? diye sordu.
“Biz bu konularda bir çalışma yapmıyoruz ama yapan çözüm ortaklarımız var, isterseniz sizinle irtibata geçirebiliriz.” dedim.
Patron “biz bu konularda bir çok danışman firmayla ve danışmanla çalıştık.
Eğitimler aldık, çalıştaylar yaptık, arama konferanslarına girdik.
Neredeyse yapmadığımız bir şey kalmadı.
Ama istediğim noktaya da gelemedik.
Bana kalırsa bu konuda çalışan danışmanlık firmaları, danışmanlar işi çok “süreç odaklı ve belli kalıplar” üstünden görüyorlar.
Ama iş öyle değil.
Aslında kurumsallaşma işi doğru ekibi kurma işi.
Doğru rol paylaşımı yapma işi.
İşin temeli bu.
Bunlar yoksa gerisi hikaye.
Doğru ekip yoksa, doğru rol paylaşımı yoksa istediğiniz şirket anayasasını yapın, istediğiniz kurumsallaşma çalışmasını yapın, istediğiniz profesyoneli getirin havada kalır.
Linkedin’deki yazılarınızı okuyunca ‘bu adam benimle aynı dili konuşuyor’ diye düşündüm ve sizinle görüşmek istedim.
Bizim aile üyelerinin ve şirkette çalışanların profillerini bir çıkartsanız, ‘doğru ekibi kurmuş muyuz? Doğru rol paylaşımı yapmış mıyız?’ bir baksanız, olur mu?” dedi.
Ben şaşırdım kaldım.
Çünkü patron benim söyleyeceklerimi, bana söylemişti.
Genelde patronlar çok yoğun çalıştıkları için kafaları doludur ve yorgundurlar.
Gözlerinden, bakışlarından, ses tonundan, duruşlarından zihinlerinin durumunu anlayabilirsiniz.
Bu patronun gözleri parlıyordu.
Ses tonu, yüksek enerjili bir kişiyle konuştuğunuzu hissettiriyordu.
Duruşu, bakışı bu yüksek algıyı tamamlıyordu.
Ne istediğini bilen, kafası net, zihni açık bir patrondu.
Böyle patronlarla az karşılaşıyorum.
Aile üyelerinin ve şirketin profillerini çıkarttık.
Patronun kendisinde ve kızında iş bitirici, oğlanlarda uzman, uygulayıcı potansiyel var.
Yönetim ekibinde 15 yöneticiden (ilk orta ve üst kademe), 3 tanesinde iş bitirici potansiyel, satış-pazarlama ekibinde 20 kişiden 4 tanesi ikna edici potansiyel var. Üretim, teknik, mali ve idari işler ekibinde 65 beyaz yakalıdan 60 tanesi uzman, uygulayıcı, 2 tanesi iş bitirici, 3 tanesi ikna edici potansiyeli olan kişiler. Mavi yakalı ekipteki 250 kişiden 200 tanesi uzman, uygulayıcı, 10 tanesi iş bitirici, 40 tanesi ikna edici potansiyele sahip.
Üretim, teknik, mali ve idari işler ekibi ve mavi yaka ekip “doğru ekip” ve “doğru rol paylaşımı var”, satış-pazarlama ve yönetim ekibinde iyileştirmeler yapılmalı.
Sonuçları patronla paylaştık.
Patron teşekkür etti.
Sonra benim beklemediğim bir şey oldu.
Şirketle, kendisiyle, ailesiyle ve çocuklarıyla ilgili oldukça detaylı bir paylaşım yaptı.
Ardından bomba soruyu sordu: “Yerime kim geçmeli?”
Bir anda “şirketin kaderinin çizildiği anlar” duygusuna kapıldım.
Kahvemi içiyorum.
Konu ağır bir konu ve pek topa girme niyetim de yok.
“Siz kimi uygun görürseniz o geçmeli” dedim ve topu taca attım.
Kahvemi içmeye devam ettim.
Patron bunu fark edince, gözlerimin içine bakarak ve ses tonunu yükselterek ısrarlı bir şekilde “onu biliyorum zaten, sizin çalışmanıza göre kim geçmeli?” diye yeniden sordu.
Ben de uzatmadan “yaptığımız çalışmaya göre, yerinize iş bitirici potansiyeli olan kızınızın geçmesi doğru olur, eğer uzman, uygulayıcı potansiyeli olan oğullarınız geçerse şirkette karar mekanizması yavaşlar, bu da güç boşluğu doğurur ve şirketin geleceğini tehlikeye sokar” diye cevapladım.
Patron, “tamam bende zaten öyle düşünüyordum, hesabın sağlamasını yapmış olduk, koltuğu kızıma bırakacağım ama bazı eksiklikleri var, bunları nasıl kapatabiliriz? diye devam etti.
Ben de kendisiyle, mentorluk-yol arkadaşlığı çalışması yaparak bu sorunu çözebileceğimizi söyledim.
Patron memnun oldu.
Birer kahve daha içtik.
Patron ve kızıyla birlikte yol arkadaşlığı çalışması kapsamında eski Sabancı Holding CEO’su Hazım Kantarcı’nın yazdığı “CEO Kantarcı” kitabını okumaya başladık.
Bu kitapta Hazım Kantarcı, Sabancı Holding’ teki aile şirketi, kurumsallaşma, profesyonelleşme çalışmalarını ve bu süreçte aile içinde yaşanan çatışmaları, tarafları, görüş ayrılıklarını oldukça detaylı ve net bir şekilde olarak anlatmış.
Özellikle 257. ve 314. sayfa arasındaki “Zirveye yaklaştıkça hava soğur” bölümünü satır satır okuyup, tartıştık, bu bölümü hafızamıza kaydetmek, kolayca ve bütünüyle yeniden hatırlamak için zihin haritasını çıkardık.
Birbirimize bir şey anlatmak için burada anlatılan hikayelere atıfta bulunuyoruz. Böylece ortak bir dil inşa ediyoruz. Bu ortak dille birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Cep telefonunun internete bağlanması gibi birbirimizin zihinlerine bağlanıyoruz. Böylece akıllarımızı birleştirip, üçümüzün ortak aklını daha etkin bir şekilde kullanabiliyoruz.
“Aile mi şirket için, şirket mi aile için?” sorusu Patronu ve kızını oldukça etkiledi. Bu soru uzun süre gündemimizde kaldı. Patronun ve kızının aile ve şirketle ilgili düşüncelerini odaklaştırmasına ve netleştirmesine yardımcı oldu.
Patron, rahmetli Sakıp Sabancı’nın da kendisi gibi “bizden sonra ne olacak?” sorusunu sorduğunu, kardeşler arasındaki anlaşmazlığı çözmek ve aileyi bir arada tutmak için ne kadar çırpındığını görünce gözleri doldu.
Şirketlerin büyüklükleri farklı da olsa rahmetli Sakıp Sabancı’da “bizden sonra ne olacak” kaygılarını yaşamış ve kendi akıl gücünün sınırları içinde çözmeye çalışmış, kimilerine göre başarılı, kimilerine göre de başarısız olmuştu,
Patronun kızı, Güler Sabancı’nın aile içindeki büyük çatışmalar ve sorunlar karşısında yapıcı tutumunu hiç kaybetmemesinden etkilenmiş ve onu rol modeli olarak almıştı.
Yol arkadaşlığı çalışmasına devam.
Bloga dön